İspanyol.com


gramer forum anket chat ilan müzik linkler

Cemil Ertem

ŞİMDİ DE ÖZEL SEKTÖRÜN BORÇLARI KORKUTUYOR

Giriş Spotu: (benim tercihim) Özel sektör için kritik günlere giriyoruz. Bunun üç temel nedeni var; birincisi küresel likidite eskisi gibi olmayacak. Küresel fonlar ve bankalar Türkiye gibi kırılganlıkları çok olan ülkelere daha cimri ve çekinceli davranacaklar. İkincisi ABD ekonomisinin yavaşlamasının artması ve resesyonun küresel bir hal alması tehlikesi; üçüncüsü ise Türkiye'de 2004'ten sonra dış kaynak kullanan firmaların borçlarının vadelerinin gelmeye başlaması. Evet, özel sektör için kritik günlere giriyoruz.

İşte bundan dolayı şimdilerde çok konuşulacak özel sektörün dış borç analizini aşağıda yaptık:

Türkiye'de kamu net borç stokunun GSMH'ye oranı azalmaya devam ediyor. Bu oran 2007 yılı için yüzde 40,7 seviyesinde gerçekleşmişti. Merkez Bankası Finansal İstikrar Raporu'na göre bu azalışta, kamu mevduatında ve işsizlik sigortası fonu net varlıklarındaki yükseliş, GSMH' deki artış ve brüt borç stokundaki azalış etkili oldu. Bu süreçte kamu brüt borç stokundaki azalışta, kur etkisine bağlı olarak, yabancı para cinsinden borçların YTL karşılığının düşmesi etkili oldu.

Bu eğilimin 2008 yılında da güçlenerek süreceği gerek Hazine'nin, gerekse Merkez Bankası'nın raporlarında ve projeksiyonlarında yer almaktadır.

Ancak, IMF şartlılığı ve buna bağlı maliye politikası çerçevesinde kamu borçlanma gereği-dolayısıyla kamu borç oranı- düşerken özel sektör, düşük kur avantajından da yararlanarak son beş yıllık süreçte çok yoğun ve hızlı borçlanmaya yönelince özel sektörün borçları hızla arttı. Buna bağlı olarak, küresel kriz şartlarında özel sektör dış borçları nasıl döndürülecek sorusu şu sıralar sıkça gündeme gelmeye başladı.

Bu borçlar Türkiye'nin riski mi; yoksa Başbakan ve Hükümetin ekonomiden sorumlu Bakanlarının söylediği gibi, bir fırsat mı ya da özel sektör “işini” biliyor mu?

Bu sorunun yanıtını yıllarını Hazine'ye veren eski Hazine ve Dış Ticaret Müsteşarı Tevfik Altınok'a sorduk:

ALTINOK: ÖZAL DA ÖDEDİ, HAZİNE GARANTİSİ OLMAMASI BİRŞEYİ DEĞİŞTİRMEZ

Altınok, bu borçların, Başbakan'ın öne sürdüğünün aksine, yalnız borçlananların sırtında olmadığını, geçmiş yıllarda olduğu gibi, özel sektöre Hazine garanti vermemiş olsa bile bu borçların Türkiye'nin borcu olarak kabul edildiğini, yabancı alacaklıların ve otoritelerin borçlar ödenemediği zaman borcu Hazine'den istediğini hatırlatıyor. Altınok, “1980 yılında Sayın Özal nasıl garantisiz ticari borçların Hazine tarafından ödenmesine engel olamadı ise ve yine 2001 yılında Sayın Ecevit el konulan bankaların dış borçlarını ödemek zorunda kaldı ise, özel sektör bir dış ödeme sıkıntısıyla karşılaşılırsa Sayın Erdoğan da özel sektör dış borçlarını ödemek zorunda kalabilir” diyor. Ve ekliyor: “Bu, şu an dikkate almamız gereken bir risktir.” Dolayısıyla bu borçların hepimizin borcu olduğunun altını çiziyor. İkinci olarak da, sıkıntılı dönemlerde, reel sektörün eskisi kadar rahat borçlanamayacağını belirtiyor. Altınok, şu an özel sektörün toplam borcunun 147,6 milyar dolar civarında olduğunu vurgulayarak, bu rakamın küresel kriz koşullarında Türkiye için önemli bir büyüklük olduğunu söylüyor.

DOÇ. DR. EKEN: REEL SEKTÖR BORÇLANARAK KAZANIYOR

Öte yandan Finans Enstitüsü'nden Doç. Dr. Hasan Eken ise bu konuda özetle şunları söylüyor: “ Reel sektörün ve reel sektöre ilişkin kırılganlıklara baktığımızda, yerel girdilere dayalı üretim yapan imalat sektörü, uygulanan bu politika nedeniyle zor koşullarda faaliyetlerini sürdürmeye çalışmaktadır. Bu firmaların, yerel kaynaklara dayalı girdileri sırf aşırı değerlenen YTL nedeniyle döviz bazında göreli olarak artarken, ürünlerinin döviz cinsinden fiyatı sabit kalmıştır. Çoğu firma bu politika nedeniyle esas faaliyetlerinden zarar etmektedir. Ancak, reel sektör bu zararlarını döviz cinsinden borçlanarak, kambiyo kazançları elde etmek suretiyle, faaliyet dışı kazançlarla telafi etmektedirler. Yani döviz kurunu yüklenerek bir kazanç elde etmektedir. Bu bağlamda, geçen 7 yıllık süre içerisinde reel sektörün döviz borcu 150 milyar USD büyüklüğe ulaşırken, USD/YTL paritesi de 1,17 seviyelerine gerilemiştir. Dolayısıyla, artık faaliyet zararlarının kambiyo karları ile kapatılması imkânı kalmamıştır. Bunun sürebilmesi için USD/YTL paritesinin 1,00 düzeyinin altına inmesi ve döviz borcunun da 200 milyar USD düzeyine çıkması gerekmektedir. Bu mümkün görünmemektedir. Yani reel sektörün işi bu yıl çok zor olacaktır. Döviz kurunun daha fazla aşağı inmemesi reel sektörün kambiyo karlarını sıfırlayacaktır. Dolayısıyla, faaliyet zararları belirgin bir şekilde bilânço ve gelir tablolarında gözlemlenebilecektir.

Ancak, reel sektörü bekleyen en büyük tehlike döviz kurunda yaşanabilecek hızlı bir yükseliştir. Eğer döviz kuru yükselirse, reel sektör faaliyet zararlarına bir de kambiyo

zararlarını ekleyecektir.”


 

MERKEZ BANKASI: BORÇLAR ÖZKAYNAKLARI AŞTI

Öte yandan Merkez Bankası son finansal istikrar raporunda, reel sektörün aktiflerinin giderek yabancı kaynaklarla finanse edildiğine yer veriliyor. Merkez Bankası seçilmiş sektörler itibariyle tüm sektörlerde kaldıraç oranının yükseldiğine dikkat çekiyor. ( Kaldıraç Oranı: Firma aktiflerinin ne kadarının yabancı kaynaklarla finanse edildiğini verir) Merkez Bankası reel sektörün tüm sektörlerinde kaldıraç oranın yükseldiğine dikkat çekerken, banka kredi kullanımının arttığına da dikkat çekiyor. İnşaat, toptan ve perakende ticaret, makine ve teçhizat, ulaşım araçları ve tekstil sektörlerinde kaldıraç oranlarının sektörler ortalamasının üzerinde olduğu ve toplam borçların özkaynakları aştığını vurgulanıyor.

1996–2000 yılları arasında yüzde 65–68 arasında dalgalanan kaldıraç oranı, 2001 krizi sırasında yüzde 71 seviyelerine ulaşmıştı. Bu oran 2001–2004 yılları arasında gerilemiş ve 2004 yılından itibaren hafif bir artış eğilimine girmişti. 2004 yılında yüzde 45,6 ya gerileyen kaldıraç oranı şimdilerde yüzde 48,8 civarında.

Öte yandan banka kredilerinin aktiflere oranı da benzer bir eğilim sergilemiştir. Faiz ödeme gücünün bir göstergesi olan, faiz ve vergi öncesi karların finansman giderlerini karşılama oranı ise giderek düşmektedir. Reel sektörün borç kullanımı arttıkça, faiz ödeme gücünün azaldığı gözlemlenmektedir.

2006 yılında, firmalarca kullanılan nakdi kredilerin yüzde 71'i yabancı para, yüzde 29'u ise YTL olarak kullanılmış. Öte yandan firmaların kısa vadeli borçlarını ödeyebilme gücünü gösteren likidite oranları analiz edildiğinde, kısa vadeli borç ödeme kabiliyetinde iyileşme olduğu gözlemlenmektedir. Ancak firma satışlarının yavaşlayan iç talep nedeniyle yurtdışı ağırlıklı olduğu, bununda giderek derinleşin küresel durgunluk koşullarında bir risk olduğu ve reel sektörün nakit girişlerini bozabileceği artık kabul edilmektedir.

YABANCI PARA CİNSİNDEN YÜKÜMLÜLÜKLERDE ARTIŞ

Banka dışı kesimin net pozisyon açığı ( Döviz varlık ve yükümlülükleri arasındaki fark) 2007 yılı Haziran ayında, bir önceki yılın aynı ayına göre yüzde 21, 2006 yılı sonuna göre yüzde 36 artışla, 51 milyar ABD dolarına yükselmiştir. Bu artışta esas olarak 2007 yılının ilk yarısında yüzde 23 oranında artan yurtdışından sağlanan krediler belirleyici olmuştur. (TCMB Finansal İstikrar Raporu, Kasım, 2007)



SONUÇ OLARAK:

Türkiye'de özel sektörün yurt içi ve yurt dışı borç stoku 2001 krizi sonrasında hızla artmıştır. Bu artış düşen enflasyon, küresel koşulların uygunluğu, düşük kur gibi faktörlere bağlı olarak gelişmiştir. 2001–2004 arası borç stokundaki artış şirket varlıklarındaki artıştan hızlı olmamıştır. Ancak özellikle son iki yıldır özel sektör varlık artışından daha hızlı bir borçlanmaya gitmeye başlamıştır ki; bu durum küresel durgunluğun ve buna bağlı küresel likidite daralmasının olduğu koşullarda çok önemli bir risk unsurudur. Bu risk şu anda Türkiye'nin cari açık riskinin en önemli değişkeni sayılmalıdır. Özellikle Türkiye'de sanayinin sürükleyicisi olan holdingler son iki yılda hem özelleştirmeden pay alabilmek için dışarıdan borçlanmışlar hem de yeniden yapılanma için dış borcu tercih etmişlerdir. Bu da özel sektörün borçluluğunu artırdığı gibi kaldıraç oranlarına da yükseltmiştir.

Bu yıl ve önümüzdeki yıl Türkiye'de yeniden yapılanmasını tamamlayamayan, düzgün ve yeterli nakit girişi olmayan, borç oranı varlıklarının üstünde olan firmalar zorlanacak hatta el değiştirecek.

Bunun üç temel nedeni var; birincisi küresel likidite eskisi gibi olmayacak. Küresel fonlar ve bankalar Türkiye gibi kırılganlıkları çok olan ülkelere daha cimri ve çekinceli davranacaklar. İkincisi ABD ekonomisinin yavaşlamasının artması ve resesyonun küresel bir hal alması tehlikesi üçüncüsü ise Türkiye'de 2004'ten sonra dış kaynak kullanan firmaların borçlarının vadelerinin gelmeye başlaması. Evet, özel sektör için kritik günlere giriyoruz