Cemil Ertem
Krize ne kadar yakınız?
Türkiye'nin üretimi de düşmeye başladı. Aralık ayında sanayi üretimi yüzde 1,4 düştü. Büyümenin en önemli bileşkeni olan bu kalem düşme eğiliminde. Son düşüş, bizce iç pazarın daralması ve gelecek aylardaki ihracata yönelik siparişlerin düşme beklentisinden kaynaklanıyor. Örümüzdeki aylarda küresel durgunluğa bağlı ihracat düşüşleri de beklenmeli. Sanayileşmiş yedi batılı ülkenin oluşturduğu G–7, küresel düzeyde ekonomik büyümenin görünüşünün kötüye gittiğini resmen kabul etti. G–7 Maliye Bakanları ve merkez bankası başkanlarının, Japonya'nın başkenti Tokyo'da yaptıkları toplantı sonuç bildirgesinde; ABD emlak piyasasının çökmesinin birçok ciddi riskleri beraber getirdiği, kredi koşullarının sıkılaştırılmasının tüketicilere ve küresel düzeyde ekonomiyi yönlendiren firmalara para akışını yavaşlatacağı ifade edildi. Böylece olan bitenin Amerika ile sınırlı kalmayacağı ve bu krizin tarihe bir gelişmiş ülkeler krizi olarak geçeceği kesinleşti. Peki, biz bir “gelişmekte olan ülke” olarak şu an ne durumdayız; bunu ölçebilirmiyiz?
Elimizdeki verilere bakıp Türkiye'nin bu durgunluk tablosunun neresinde olduğunu saptayabiliriz. Bunun için yapılan çalışmalar, sekiz değişkenin kriz dönemlerini önceden başarılı bir şekilde öngördüğü tespit ediyor. Değişkenler öngörü başarısına göre ekonominin değişik alanlarından (finans, dış ekonomik ilişkiler, reel sektör, uluslararası göstergeler) türetilmiş 50'ye yakın değişken arasından seçiliyor. Öngörü başarısı, krizler patlak vermeden en az 12 ay öncesinden başlayarak eşik değerlerin aşılarak sinyal üretilmesi olarak kabul edilmiş. Buna göre tespit edilen sekiz değişken şunlar; M2/GSYİH, Özel yurtiçi Krediler /GSYİH, İhracat/İthalat, Net Uluslararası Rezervler/İthalat, Cari Denge/GSYİH, Portföy Yatırımları/GSYİH, TÜFE Bazlı Reel Kur, ABD-Türkiye reel faiz farkı. Bu temel sekiz değişkenin toplulaştırılması ve değerlendirilmesi bize Türkiye'nin “öncü kırılganlık endeksini” veriyor. Dr. Semra Pekkaya (*) ve arkadaşlarının yaptığı bir araştırmaya göre bu değişkenlerden yalnız ikisinde kriz sinyali tespit edilmiş. Bunlar da Cari Denge/GSYİH ve Portföy Yatırımları/GSYİH değişkenleri. Cari dengede ihracat yükselişlerine bağlı toparlanma eğilimi olmakla birlikte bu değişken Temmuz 2005'ten beri negatif değerde gözükmekte ve kriz sinyali vermekte. İkinci kriz sinyali üreten değişken ise Haziran 2007'den beri eşik değerin altında. Bu iki değişken dışında, önemli sayılabilecek, ihracatın ithalatı karşılama oranı, Net Uluslar arası Rezervlerin ithalata oranı eşik değerlerin üzerinde. Türkiye şimdilik ilk önce finans sonra da reel sektörü saracak bir krizden uzak gözükmekte. Ancak 2004'ten beri ekonominin lokomotifi olan inşaat, otomotiv, perakende, internet teknolojileri gibi sektörlere yatırımın devam etmesi gerekiyor. Esas olan bundan sonra bu sektörlerden olumlu sinyallerin gelmesi. Bu sektörlerde faaliyet gösteren “büyükler” bu yıl içinde yeni yatırımlara ve istihdam artışına gitmeye hazırlanıyor. Ancak bu tabii ki devede kulak. Türkiye'nin küresel durgunluktan zarar görmemesi için KOBİ'lere yönelik sektörel teşvik ve istihdam paketinin hemen devreye girmesi gerekiyor.
(*) Dr. Semra Pekkaya 14 Şubat Perşembe günü Kadir Has Üniversitesi'nde Finans Enstitüsü'nün düzenlediği ve DPT müsteşarı Ahmet Tıktık'ın da katılacağı sempozyumda bu çalışmasını sunacak.