İspanyol.com


gramer forum anket chat ilan müzik linkler

La Victoria China / Çin'in Zaferi (İkinci bölüm)

Çin'in Zaferi (İkinci bölüm)

1914'te Birinci Dünya Savaşı patlak verdiğinde, Çin, Müttefikler ile birlikte saf tuttu. Buna karşılık Çin'e, o sırada Almanların idaresindeki Şandong bölgesinin savaştan sonra iade edileceği vaat edildi. Ancak Versay Anlaşması -ABD Başkanı Woodrow Wilson'un dosta düşmana dayatması ile- imzalandığında, Alman kolonileri Çin'e teslim edilmek yerine Japonya'ya verildi. Nitekim Japonya, Çin'de daha güçlü bir müttefikti.

Bunu protesto etmek üzere 4 Mayıs 1919'da Tiananmen Meydanı'nda binlerce öğrenci toplandı. İşte Çin'in milliyetçi hareketi de burada doğmuş oldu. "4 Mayıs" adı verilen bu hareket, küçük ve "ulusal" burjuvazinin yanı sıra işçi ve köylüleri de tek bir koalisyon çatısı altında topluyordu.

Kuomintang, yani Çin Milliyetçi Partisi'nin kuruluşu, 19. yüzyılın sonu ve 20. yüzyılın başındaki ulusalcı akımları daha da güçlendirmişti. Bu partiye Dr. Sun Yat-sen önderlik ediyordu. Sun, ilerici bir aydın, Ekim Devrimi'nin etkisinde kalmış ve bu devrimle partisinin bağlarını kuvvetlendirmiş bir devrimciydi.

Çin Komünist Partisi (ÇKP) ise 23 Temmuz ila 5 Ağustos 1921'de gerçekleşen bir Kongre'yle kurulmuştu. Lenin bu Kongre'ye Enternasyonal'den temsilciler göndermişti; genç Mao Ze-dung da kurucular arasındaydı.

Komünist hareketin çalışmalarının odağında Çin'in yeniden birleştirilmesi vardı. 1923 ve 1924 yılları arasında ÇKP ve Kuomintang bir araya gelerek Birinci Birleşik Cephe'yi oluşturdular.

Ancak Sun Yat-sen'in 1925'teki ölümünün ardından, Kuomintang'a Çan Kay-şek hakim oldu. Çan, Çin'in güneyi ve özellikle de Şanghay çevresinin kontrolünü ele geçirmeye girişti.

Kay-şek, komünist öğretiye karşıydı. 1927'de Ulusal Devrimci Ordu, sendikalar ve ülkedeki başka toplumsal örgütlenmelerdeki komünistlere karşı geniş çaplı bir katliama girişti. Bu saldırı özellikle de Şanghay'da yoğunlaştı. Kuomintang içindeki sol kanat da büyük darbe yedi.

1932'de Mançurya'nın beş ay süren işgalinin ardından, Japonya burada Mançukuo isimli bir kukla devlet ilan etti. Bu Çin için çok ciddi bir tehditti.

Öte yandan Çan Kay-şek, güney Çin'de yerleşip güç kazanmaya başlamış olan komünistleri kuşatıp yok etmek için beş askeri harekat düzenlemekle meşguldü.

Çan Kay-şek'in 1927'deki hain saldırısından kaçıp Jiangsu ve Fujian eyaletlerinin dağlarına sığınanları toparlayan Mao Ze-dung, kapsamlı bir askerî direniş merkezi oluşturmuştu. Aslolarak partiye bağlı ve iyi örgütlü komünistlerin yer aldığı bu merkez, Çin Sovyet Cumhuriyeti olarak anılmaya başlanmıştı.

1934'te ise, Mao'nun komutanlığında 100 bin Çinli savaşçı, sayıca kendilerinden çok üstün olan Çan Kay-şek'in güçleri karşısında harekete geçtiler ve Çin'in güneyinden kuzeydoğusuna doğru, Uzun Yürüyüş diye tanınacak olan seferi başlattılar. Orta Çin'in çevresinden dolanarak, tam bir yıl boyunca 6 bin kilometre yol kat ederken, bir yandan da neredeyse durmaksızın savaşıyorlardı. Bu eşi görülmemiş zafer Mao'yu ÇKP'nin ve Çin Devrimi'nin tartışmasız lideri yaptı. Marx ve Lenin'in fikirlerini Çin'in siyasi, ekonomik, tabii, coğrafi ve kültürel koşullarına uygulaması da onu parlak bir siyasi ve askeri stratejist olarak öne çıkarıyordu. Onun kurtardığı ülkenin, Çin'in, bugünün dünyasındaki önemi tartışılamaz.

***

7 Temmuz 1937'de İkinci Çin-Japon Savaşı patlak verdi. Savaşa bahane olan olayı Japonya tezgahlamıştı. Pekin'in 10 mil batısındaki bir nehrin üzerinden geçen Marco Polo Köprüsü'nde gerçekleşen bir askeri tören sırasında, bir Japon askeri kayboldu. Nehrin öte yakasındaki Çin Ordusu, askeri kaçırmakla suçlandı ve birkaç saat süren bir çatışma başladı. Çatışma sona erer ermez asker ortaya çıktı. İtham sahteydi, ama Japon komutan saldırı emrini çoktan vermişti. Her zamanki küstah tavrını takınan Tokyo, Çin'den karşılayamayacağı taleplerde bulundu ve en iyi silahlarla donanmış üç ordu birliğini harekete geçirdi. Birkaç hafta içinde Japon ordusu, bugün Bohai adıyla bilinen körfez ile Pekin arasındaki koridoru ele geçirdi.

Japon ordusu, Pekin'de de durmayarak güneye, Çan Kay-şek'in hükümetinin bulunduğu Nanjing'e yöneldi. Burada, modern savaşların en korkunç terör saldırısını gerçekleştirdiler. Nanjing yerle bir edildi, onu da başka şehirler takip etti. On binlerce kadına tecavüz edildi, yüz binlerce insan korkunç yöntemlerle katledildi.

ÇKP bu dönemde ulusal birlik amaçlı ve Japonya'nın planlarını engellemeye dönük mücadelesini öne çıkardı. Nitekim Japonya'nın, bu geniş ülkeyi ve tabii kaynaklarını tamamen ele geçirmek ve 500 milyonu aşkın insanı esir almak istediği artık aşikardı.

Japonya yaşam alanı ("Lebensraum") arıyordu. Kapitalist ve ırkçı değerlerin bir bileşimi benimsemişti. Bu da faşizmin Japonya sürümüydü.

Japonya Karşıtı Birleşik Cephe aynı yıl içinde, yani 1937'de oluşturuldu. Milliyetçiler (Kuomintang) da tehlikenin farkına varmışlardı. Nitekim Japonya kıyı şehirlerinin çoğunu işgal etmişti. Savaşın sonuna kadar Çin'in kayıpları milyonları bulacaktı.

Komünistler Japon işgal güçlerine karşı destansı bir savaş yürüttüler ve düşmanlarına ciddi kayıplar verdirdiler.

Öte yandan ABD hem komünistleri hem de milliyetçileri destekliyordu. ABD, savaşa girmesinin an meselesi olduğunu hissederek, Çin hükümetine bir gönüllü destek birliği yollamak için izin istedi. Böylelikle "Uçan Kaplanlar" örgütlendi. Emekli Yüzbaşı Lee Chenault, ABD Başkanı F.D.Roosevelt tarafından bu birliğin başına getirildi. Chenault, komünist savaşçıların disiplin, taktik ve verimliliklerine duyduğu hayranlığı saklamayacaktı.

Pearl Harbor'a 1941 Aralık'ında Japonya'nın ani saldırısı karşısında ABD savaşa dahi oldu. Buna karşın savaşın hiçbir noktasında Japonya en iyi askerlerini -sayıları savaşın sonunda bir milyonu bulmasına rağmen- Çin'den çekemedi.

Roosevelt'in halefi olup, Japon sivillerin üzerine nükleer bomba terörünü uygulamasıyla meşhur Truman yönetimi, Çan Kay-şek'i sağ kolu bellemişti. Çan yeniden komünist karşıtı mücadeleye soyundu. Ancak birliklerinin cesareti kırılmıştı ve Çin Halk Ordusu'nun aralıksız ilerleyişi karşısında tutunamadılar.

Savaş böylelikle 1949 Ekim'inde sona erdiğinde, ABD tarafından desteklenen Kuomintang üyeleri Tayvan'a kaçtılar ve bu adada yine ABD desteği ile komünist karşıtı hükümetlerini kurdular.

***

Çin, dünyanın uzak ve karanlık bir köşesi olabilir mi?

Daha Truva'nın kurulmadığı, Yunan şehir devletleri İlyada ve Odysseia'yı, insan zihninin o mükemmel ürünlerini tanımadıkları bir dönemde, Sarı Irmak'ın uzun kıyıları boyunca, nüfusu milyonları bulan bir medeniyet doğmaktaydı.

Çin kültürünün kökleri, İsa'dan 2000 yıl öncesine, Cou Hanedanına uzanır. Bu medeniyetin binlerce şekilden oluşan kendine mahsus yazı bir sistemi vardır. Şekiller genel olarak kelimelere ve biçimbirimlere ("morfem") -bu modern dilbilimince geliştirilmiş ve pek tanınmayan bir kavramdır- karşılık gelir. Çinli çocukların doğal zekaları ile okulda çözüverdikleri bu dilin esrarı, bizim için bir muammadır.

Çin'de geliştirilip Eski Kıta'nın ancak sonraları edindiği ürünler arasında barut, pusula, ve başka icatlar yer alır. Eğer rüzgarlar, Kolomb'un izlediği rotanın tersi yönünde esiyor olsaydı, belki de Çinliler Avrupa'yı keşfetmiş olacaklardı.

***

2000 yılından beri Tayvan hükümeti, neo-liberal ve emperyalizm yanlısı politikaları Kuomintang'dan da beter bir partinin elinde. Bu parti birleşik Çin ilkesine, yani ÇKP'nin tarihi çizgisine, kuvvetle muhalif. Bu sıkıntılı mesele, sonuçları tahmin bile edilemeyecek bir savaşı tetikleyebilirdi - ve bu ihtimal 1 milyar 300 milyon Çinlinin tepelerinde, Demokles'in kılıcı gibi salınmakta.

Geçtiğimiz 23 Mart'ta Tayvan'da gerçekleşen seçimde, Çan Kay-şek'in siyasi beşiği olmuş olan partinin adayının kazandı. Bu Çin için muhakkak ki hem siyasi hem etik bir zafer oldu. Böylece, neredeyse sekiz yıl boyunca Tavyan hükümetini oluşturan ve şimdi daha da zalimce adımlar atmaya hazırlanan bir parti, hükümetten uzaklaşmış oldu.

Basın ajanslarına göre, beriki parti büyük bir kayıp yaşadı - 17,3 milyon seçmen arasından yalnızca 4,4 milyonunun desteğini alabildi.

Yeni başkan 20 Mayıs'ta göreve başlayacak. Şimdiden "Çin ile bir barış anlaşması imzalayacağız," açıklamasında bulundu.

Yine ajanslara göre Ma Ying-Jeou, adanın ana ticaret ortağı durumundaki Çin ile bir Ortak Pazar oluşturulması fikrini destekliyor.

Çin Halk Cumhuriyeti (ÇHC), bu sorun karşısında başı dik ve ihtiyatlı bir tavır sergiliyor. Pekin Devlet Konseyi'nde konuşan Tavyanlı bir yetkili Ma Ying-Jeou'nun zaferinin "Tavyan nüfusu arasında çok rağbet görmediğini" kanıtladığını ilan etti.

Bu kısa açıklama, çok şey anlatmaktadır.

***

ABD'li muteber tarihçilerin araştırmaları, Çin'in Tibet bölgesinde yaşananları açıkça ortaya koyar.

Kenneth Conboy'un "CIA'nın Tibet'teki Gizli Savaşı" ("The CIA's Secret War in Tibet", University Press, Kansas) adlı eserinde ABD komplosu tüm ayrıntılarıyla ortaya dökülmektedir. William Leary, bu çalışmayı "CIA'nın Soğuk Savaş sırasındaki gizli operasyonlarının mükemmel, etkileyici bir incelemesi" diye nitelendiriyor.

İki yüzyıl boyunca hiçbir ülke, Tibet'i bağımsız bir devlet olarak tanımadı. Zira Tibet, Çin'in asli parçalarından biri kabul ediliyordu. 1950'de, yani komünistlerin Çin'deki zaferinin ardından, bunu Tibet'i Çin'in parçası kabul eden gören ilk ülke Hindistan oldu. İngiltere de aynı tutumu benimsedi. ABD ise İkinci Dünya Savaşı'na kadar Tibet'i Çin'in parçası sayıyor ve hata İngiltere'ye Tibet'i tanımaması konusunda baskı yapıyordu. Ancak savaştan sonra, Tibet'i komünizme karşı kullanılabilecek bir dinî karargah olarak kabul ederek, tavırlarını değiştirdiler.

ÇHC Tibet'te toprak reformunu yürürlüğe koyduğunda, buranın ayrıcalıklı sınıfı, mülk ve çıkarlarının tehdit edildiğini fark etti ve reformlara karşı muhalefete girişti. Bu süreç ise 1959'daki silahlı ayaklanmaya yol açtı. Yalnız Tibet'in silahlı başkaldırısı, Guatemala, Küba ve başka ülkelerdeki örneklerden farklıydı, onlar gibi gibi zorlu değildi. Zira, sözünü ettiğimiz araştırmalara göre, Tibet isyanı yıllar boyunca ABD gizli servisleri tarafından hazırlanmıştı.

Bu konuda bir başka kitap ise Mikel Dunham'ın "Buda'nın Savaşçıları" ("Buddha's Warriors") adlı eseri. CIA'yı haklı çıkarmaya çalışan bu kitapta, ABD gizli servisinin yüzlerce Tibetliyi nasıl ABD'ye getirdiğini, Tibetli savaşçıları silah kullanmada eğiterek ve onlara paraşütle silah ulaştırarak, bu isyanı nasıl donatıp yönettiği anlatılıyor. Bu isyancılar, zamanın Arap savaşçıları gibi at sırtında hareket ediyorlardı. Kitaba önsöz yazan Dalay Lama, "Her ne kadar Tibetlilerin mücadelelerinin uzun vadeli ve barışçıl bir süreç sonucunda zafere ulaşacağına inansam dahi, bu özgürlük savaşçılarının cesaret ve kararlılıkları bende her zaman hayranlık uyandırmıştır," diyor.

Dalay Lama - ABD Kongresi'nin Altın Madalyası'na layık görülen, George W. Bush tarafından özgürlükler, demokrasi ve insan hakları yönündeki çabaları için övülen şahsiyet.

Dalay Lama, Afganistan'daki savaş için de "özgürlük savaşı", Kore Savaşı için "kısmi-özgürlük savaşı" ve Vietnam Savaşı için ise "hataydı" demişti.

***

İnternetten, özellikle de Rebelion isimli siteden topladığım bilgileri burada özetledim. Zaman ve yer darlığı nedeniyle, aktardığım sayfaları belirtemiyorum.

Bugün özellikle de Batılılar arasında Çin korkusundan mustarip olanlar az değildir. Eğitimleri ve kültürleri, onları Çin menşeli her şeyi hor görmeye sevk eder.

Ben daha çocukken insanlar "sarı tehlikeden" söz ediyorlardı. O zamanlar Çin Devrimi ihtimal dahilinde bile değildi. Yani Çin karşıtı hissiyatın kökü aslında ırkçılığa uzanmaktadır.

Emperyalizm niye Çin'i, doğrudan veya dolaylı yollardan, uluslararası planda önemsizleştirme konusunda bu kadar hevesli acaba?

50 yıl evvel, Çin'in Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi üyesi olma hakkını, kahramanca elde ettiği o hakkı elinden almak için uğraştılar. Daha sonra, Tiananmen Meydanı'ndaki protestolara yol açan hataları bahane göstererek, Özgürlük Anıtı'nı tanrısallaştırdılar - o anıt ki bugün tüm özgürlükleri reddeden bir "imparatorluk"un simgesi haline gelmiştir.

ÇHC'nin yasaları, ülkenin 55 etnik azınlığının haklarını ve kültürlerini tanımasıyla öne çıkar.

ÇHC aynı zamanda ülkesinin toprak bütünlüğüyle ilgili tüm meselelerde son derece hassastır.

Bugün Çin'e karşı başlatılan kampanya, bu ülkenin haklı başarılarını ve bu yılki Olimpiyat Oyunları'na ev sahipliği yapacak olan halkını hedef alan bir saldırının habercisidir.

Küba hükümeti, Çin'e karşı Tibet meselesi üzerinden hayata geçirilen kampanya karşısında, Çin'e açık desteğini ilan ettiğini belirtmiştir. Bu da alınması gereken tavırdı. Çin, vatandaşlarının dinî inançlarına saygı gösteren bir ülkedir. Çin'de Müslümanlar, Katolikler, başka Hıristiyan mezheplerinden veya başka dinlerden topluluklar, düzinelerce etnik azınlık bulunuyor ve tüm bu toplulukların hakları Çin anayasasının koruması altında.

Bizim Komünist Parti'mizde, dinî inanç Parti üyesi olmanın önünde engel değildir.

Dalay Lama'nın inanç özgürlüğüne inanıyorum, ama bu, Dalay Lama'ya inanmamı gerektirmiyor.

Çin'in zaferine inanmak için ise birçok nedenim var.

Fidel Castro Ruz

31 Mart 2008, 17:15

 

Kaynak:

(http://www.sol.org.tr/index.php?yazino=29936 )

LA VICTORIA CHINA (II)

Al estallar la Primera Guerra Mundial en 1914, China se une a los aliados. Para compensarla, le ofrecen que las concesiones alemanas en la provincia de Shandong, le serían devueltas al finalizar la contienda. Tras el Tratado de Versalles, impuesto por el presidente de Estados Unidos Woodrow Wilson a los amigos y a los enemigos, las colonias alemanas son transferidas a Japón, un aliado más poderoso que China.

Esta acción causó la protesta de miles de estudiantes que se congregaron en la Plaza Tiananmen el 4 de mayo de 1919. Allí se inició el primer movimiento nacionalista que triunfó en China. Se denominó “4 de Mayo”. La pequeña burguesía y la burguesía nacional lo compartían con los obreros y los campesinos.

La corriente nacionalista había surgido a fines del siglo XIX y principios del XX, y se consolidó con la fundación del Kuomintang, es decir, Partido Nacional del Pueblo, encabezado por el doctor Sun Yat-sen, intelectual y revolucionario progresista que estaba muy influido por la Revolución Socialista de Octubre, con la cual reforzó sus relaciones.

El Partido Comunista de China se funda en un congreso que tuvo lugar entre el 23 de julio y 5 de agosto de 1921 . Lenin envió representantes de la Internacional a ese congreso.

El movimiento comunista se dedicó a reunificar China. Entre los fundadores se encontraba el joven Mao Zedong. En los años 1923 y 1924 se conforma el Frente Único Antiimperialista entre el PCCh y el Kuomintang.

En marzo de 1925 muere Sun Yat-sen y Chiang Kai-shek toma el mando, dedicándose a controlar bajo su rígida jefatura el sur de China, en particular la zona de Shanghai.

Chiang no simpatizaba con la doctrina comunista, y en 1927 inició un proceso represivo en gran escala contra los comunistas en las unidades del Ejército Nacional Revolucionario, sindicatos y otras áreas sociales del país, especialmente en Shanghai. También reprimió fuertemente a la izquierda dentro del Kuomintang.

Después de 5 meses de ocupación militar de Manchuria, Japón estableció en 1932 el estado del Manchukuo, lo que constituía una gran amenaza para China. Chiang Kai-Shek lanzó cinco campañas de cerco y aniquilamiento contra los comunistas, que se hicieron fuertes en las bases constituidas al sur del país.

Con los que lograron escapar de la traición de Chiang Kai-shek en 1927, Mao Zedong dirigió en el área montañosa de las provincias de Jiangsu y Fujian el establecimiento, en un amplio territorio, del centro de resistencia armada con un fuerte núcleo de comunistas consecuentes y bien organizados, que se calificó de República Soviética de China.

Enfrentados a las fuerzas nacionalistas muy superiores de Chiang Kai-shek, alrededor de 100 mil combatientes chinos, bajo la dirección de Mao, inician en 1934 la Gran Marcha hacia el noroeste, bordeando el centro, un recorrido de más de 6 mil kilómetros, luchando constantemente a lo largo de la ruta durante más de un año, lo que constituyó una hazaña sin precedentes y convirtió a Mao en el líder indiscutible del Partido y de la Revolución en China. La aplicación de las ideas de Marx y Lenin a las circunstancias políticas, económicas, naturales, geográficas, sociales y culturales de China, lo consagraron como genial estratega político y militar de la liberación de un país cuyo peso en el mundo actual no puede ser subestimado.

La segunda guerra chino-japonesa se inicia el 7 de julio de 1937. Los japoneses provocaron deliberadamente el incidente que desató la contienda. Un soldado nipón desaparece cuando su ejército realizaba una parada militar en el puente Marco Polo, sobre un río situado a unos 16 kilómetros del oeste de Beijing. Culpan al ejército chino, situado al otro lado del río, de haber secuestrado al soldado, y se provoca un combate de varias horas. Este aparece de nuevo, casi de inmediato. Era falsa la denuncia, pero el comandante japonés ya había ordenado atacar. Tokio exige condiciones inaceptables para China, presentadas con la habitual arrogancia, y ordena el envío de tres divisiones equipadas con sus mejores armas. En pocas semanas, el Ejército japonés controló el pasillo este-oeste desde el Golfo de Chihli ?hoy Bo Hai? hasta Beijing.

De Beijing se dirige hasta Nanjing, sede del gobierno de Chiang Kai-shek. Llevaron a cabo una de las campañas terroristas más horrendas de las guerras modernas. La ciudad fue arrasada, igual que otras similares; decenas de miles de mujeres fueron violadas y cientos de miles de personas asesinadas brutalmente.

El Partido Comunista de China había priorizado la lucha por la unidad nacional frente al plan japonés, cuyo objetivo era apoderarse del enorme país con sus recursos naturales y someter a más de 500 millones de chinos a despiadada servidumbre. Japón buscaba espacio vital. Su conducta fue una mezcla de capitalismo con racismo: era la versión japonesa del fascismo.

El Frente Unido Antijaponés estaba ya vigente ese propio año 1937. Los nacionalistas estaban también conscientes del peligro. Japón ocupó la mayoría de las ciudades costeras. Al finalizar la Segunda Guerra Mundial, las bajas chinas sumarían millones.

Durante la épica contienda, los comunistas intensificaron su lucha contra los invasores, ocasionándoles sensibles daños.

Estados Unidos prestó ayuda a los comunistas y a los nacionalistas. Como veía que su entrada en la guerra era inminente, solicitó al gobierno chino autorización para enviar una escuadrilla de voluntarios. Se creó así la unidad aérea de los Tigres Voladores. Roosevelt envió al capitán Lee Chenault, que estaba retirado y en el desempeño de su tarea este expresaba su admiración por la disciplina, las tácticas y la eficacia de los combatientes comunistas.

Después del ataque a Pearl Harbor, en diciembre de 1941, Estados Unidos entró en la guerra. Sin embargo, en ningún momento Japón pudo mover sus tropas élites de China, que al final de la contienda sumaban un millón de soldados.

Chiang Kai-shek, convertido por la administración Truman ?que en un acto de terror usó las armas nucleares sobre la población civil de Japón? en el hombre fuerte de Estados Unidos, reanuda la guerra civil anticomunista, pero sus desmoralizadas tropas no podían resistir la ola incontenible del Ejército Popular Chino.

Cuando terminó esa guerra, en octubre de 1949, los del Kuomintang, apoyados por Estados Unidos, escaparon hacia Taiwán, donde establecieron un gobierno anticomunista con pleno respaldo yanqui. Chiang Kai-shek utilizó la Flota de Estados Unidos en su viaje hacia Taiwán.

¿Es acaso China un oscuro rincón del mundo?

Antes de que se edificara Troya y circularan por las ciudades-estado de Grecia la Ilíada y la Odisea, creaciones sin duda maravillosas de la inteligencia humana, ya en las amplias márgenes del Río Amarillo se desarrollaba una civilización que abarcaba millones de personas.

La cultura china tiene sus raíces en la dinastía Zhou, 2,000 años antes de Cristo. Su escritura peculiar se basa en varios miles de signos gráficos, que representan por lo general palabras o morfemas del idioma, término de la lingüística moderna poco conocido por el público no familiarizado con el tema. Todos estamos lejos de comprender la misteriosa magia de esa lengua, cuyo aprendizaje desarrolla la inteligencia natural de los niños chinos.

Muchos productos que surgieron de China, como la pólvora, la brújula y otros, eran desconocidos por completo en el Viejo Continente. Si los vientos soplaran en sentido inverso de la ruta seguida por Colón, tal vez los chinos habrían descubierto a Europa.

Desde el año 2000, en Taiwán estaba gobernando un partido cuya política neoliberal y proimperialista era peor todavía que la tradicional del Kuomintang, partidario decidido de quebrar el principio de una sola China, históricamente proclamado por el Partido Comunista de China. Este espinoso asunto podía desatar una guerra de imprevisibles consecuencias, como moderna espada de Damocles sobre las cabezas de más de 1,300 millones de chinos.

La elección el pasado 23 de marzo del candidato del antiguo partido que fue la base política de Chiang Kai-shek constituyó sin duda, en los hechos, una victoria política y moral de China. Aleja del poder en Taiwán a un partido que, habiendo gobernado durante casi ocho años, estaba a punto de dar nuevos y funestos pasos.

Según informan las agencias, fue aplastante su derrota, al obtener solo 4,4 millones de votos de los 17,3 millones de electores con derecho a votar.

El nuevo Presidente tomará posesión el 20 de mayo. “Firmaremos un Tratado de Paz con China”, declaró.

Los cables informan que “Ma Ying-jeou es partidario de la creación de un Mercado Común con China, principal socio comercial de la isla.”

La República Popular China se muestra digna y cautelosa sobre el espinoso asunto. El portavoz de la Oficina de Taiwán en el Consejo Estatal de Pekín declaró que la victoria de Ma Ying-jeou prueba que “la independencia no es popular entre los taiwaneses”.

En este lacónico mensaje se dice mucho.

En obras elaboradas por prestigiosos investigadores de Estados Unidos, se divulgó lo ocurrido en el territorio chino del Tíbet.

El libro La guerra secreta de la CIA en el Tíbet , de Kenneth Conboy ? University Press , de Kansas?, se describe la sucia entraña de la conspiración. William Leary lo define como “un estudio excelente e impresionante sobre una de las operaciones secretas de la CIA más importantes durante la guerra fría”.

En el curso de dos siglos, ni un solo país en el mundo había reconocido el Tíbet como nación independiente. Lo consideraban parte integrante de China. En 1950 India lo conceptuaba de esa forma, después del triunfo de la revolución comunista. Inglaterra adoptó la misma conducta. Estados Unidos hasta la Segunda Guerra Mundial lo consideraba parte de China, e incluso presionaba a Inglaterra en ese sentido. Tras la guerra, en cambio, lo vieron como un baluarte religioso contra el comunismo.

Cuando la República Popular China aplicó la reforma agraria en los territorios tibetanos, su élite social no aceptó que sus propiedades e intereses fuesen afectados. Esto condujo a un levantamiento armado en 1959. La rebelión armada en el Tíbet ?a diferencia de la de Guatemala, Cuba y otros países, donde actuaron con apremio? fue preparada durante años por los servicios secretos de Estados Unidos, según consta en las investigaciones mencionadas anteriormente.

Otro libro ?que es apologético en este caso de la CIA?, Los guerreros de Buda, cuyo autor es Mikel Dunshun, cuenta cómo la institución llevó a cientos de tibetanos a Estados Unidos, condujo la rebelión, la equipó, envió paracaídas con armamentos, los formó en la utilización de los mismos, a la vez que se movían a caballo, como lo hacían los guerrilleros árabes. El prólogo de la obra fue redactado por el Dalai Lama, quien expresa: “Aunque tenga el profundo sentimiento de que la lucha de los tibetanos sólo podrá triunfar por un enfoque a largo plazo utilizando medios pacíficos, siempre he admirado a estos combatientes de la libertad por su valor y su determinación inquebrantables.”

El Dalai Lama, condecorado con la Medalla de Oro del Congreso de Estados Unidos, alabó a George W. Bush por sus esfuerzos en favor de la libertad, la democracia y los derechos humanos.

La guerra en Afganistán fue calificada por el Dalai Lama como “una liberación”, la guerra de Corea como “semiliberación” y la de Viet Nam como “un fracaso”.

Hice apretada síntesis de datos tomados por Internet, del sitio Rebelión especialmente. No incluí, por razones de espacio y tiempo, las páginas de cada libro donde aparecen con precisión las palabras textuales utilizadas.

Hay personas que padecen de chino-fobia, un hábito bastante generalizado en muchos occidentales, acostumbrados, por educación y cultura diferentes, a mirar con desprecio lo que viene de China.

Era yo niño prácticamente, cuando ya se hablaba del “peligro amarillo”. La revolución china parecía entonces un imposible; las causas verdaderas del espíritu antichino eran en el fondo racistas.

¿Por qué tanto se empeña el imperialismo en someter a China, de forma directa o indirecta, a un desgaste internacional?

Antaño, es decir, hace 50 años, para negarle las prerrogativas heroicamente ganadas como miembro pleno del Consejo de Seguridad; después, con motivo de los errores que condujeron a las protestas de Tiananmen, donde se endiosaba a la Estatua de la Libertad, símbolo de un imperio que es hoy la negación de todas las libertades.

La legislación de la República Popular China se esmeró en la proclamación y aplicación del respeto al derecho y a la cultura de 55 minorías étnicas.

La República Popular China, a la vez, es sumamente sensible a todo lo que se relaciona con la integridad de su territorio.

La campaña orquestada contra China es como un toque de clarín llamando a degüello para deslucir el merecido éxito del país y su pueblo como anfitriones de los próximos Juegos Olímpicos.

El Gobierno de Cuba emitió una declaración categórica de apoyo a China respecto a la campaña contra ella vinculada al Tíbet. Fue correcta esa posición. China respeta el derecho de los ciudadanos a creer o no creer. Hay, en ese país, grupos de creyentes musulmanes, cristianos católicos y no católicos y de otras creencias, y decenas de minorías étnicas, cuyos derechos están garantizados en su Constitución.

En nuestro Partido Comunista, la religión no es obstáculo para ser militante.

Respeto el derecho a creer del Dalai-Lama, pero no estoy obligado a creer en el Dalai-Lama.

Tengo muchas razones para creer en la victoria china.

Fidel Castro Ruz

Marzo 31 de 2008

5 y 15 p.m.

KAYNAK

(http://www.cuba.cu/gobierno/reflexiones/2008/esp/f310308e.html)