LA HOJARASCA

Ünlü yazar Gabriel Garcia Garquez‘in 26 yaşında yazdığı 1955 de basılan ilk önemli eseri olan la hojarasca adlı kitap 7 öyküden oluşmaktadır. La hojarasca (1955), komşularının gömülmeden bırakmak istediği gizemli ve nefret edilen bir doktor olan bir adamın cenazesinin hikayesidir. La hojarasca, Yüzyıllık Yalnızlık’ta ünlü olan kurgusal kasaba Macondo’yu göstermesiyle tanınır. La hojarasca, daha sonra bu çalışmada ölümsüzleştirilen birçok tema ve karakter için bir test alanıdır. La hojarasca’da zamanın manipülasyonu ve çoklu perspektiflerin kullanımı gibi büyülü gerçekçilikle tanımlanan diğer teknikleri kullanılmıştır. La hojarasca, yaprak fırıtınası adıyla Can yayınları tarafından yayınlanmıştır. Çevirisi de İnci Kut hocamız tarafından yapılmıştır. Bu kitaptaki ilk bölümün çevirisi Said YILMAZ tarafından yeniden yapılmıştır.

Gabriel Garcia Garquez La Hojarasca Türkçe Çeviri

İlk kez ceset görüyordum. Günlerden Çarşambaydı ama bana Pazar gibi geliyordu. Belki de okula gitmediğimden ve yeşil kadife giymiş olmamdan dolayı öyleydi. Annemin elinden tutarak, bir şeylere çarpmamak için bastonuyla temkinli bir şekilde ilerleyen dedemi (loş ışıkta iyi görmüyor ve topal) takip ettim. Salondaki aynanın karşısına geçip tüm vücudumu inceledim. Yeşil elbiseyi ve boynumun bir kısmını sıkan kolalı beyaz kurdeleyi. Kendimi yuvarlak lekeli aynada gördüm ve aklımdan geçirdim: ben buyum işte, bugün Pazarmış gibi.

            Cesedin olduğu eve vardık. Kapalı odada sıcak oldukça bunaltıcı geliyordu. Güneşin uğultusu duyuluyordu sokaklarda, yalnızca güneşin uğultusu. Hava fazlasıyla durağandı ve rüzgar sanki çeliği bükecekmişçesine sert esiyordu. Cesedin konulduğu oda sandık gibi kokuyordu ama hiçbir yerde sandık yoktu. Köşede bir ucundan çembere asılmış hamak duruyordu. Havada hurda yığını kokusu mevcuttu. Ve bence çevremizdeki bozulup mahvolmuş şeyler aslında farklı kokuları olsa dahi hurdalık yığını gibi görünüyordu.

            Hep ölülerin şapkası olması gerektiğini düşünürdüm. Şuan görüyorum ki, durum tam tersi. Çelik gibi kafaları var ve çenelerine bir mendil bağlanmış. Ağızları biraz açık ve morarmış dudakların arasından lekeli, bir o kadar da çarpık dişler görünüyor. Bir tarafta ten renginden biraz koyu, kalın ve kuru dilleri. Sanki kenevire sıkışmış parmaklar gibi. Normalden çok daha fazla açılmış endişeli gözleri, hele o nemli ve sıkı topraktan oluşmuş gibi duran derileri… Bir ölüyü hep hareketsiz zannederdim ama bakıyorum ki tam tersi. Sanki kavgadan yeni çıkmış gibi öfkeli.

            Annem de bugün pazarmış gibi giyinmiş. Kulaklarını kapatan hasır bir şapka, kolları bileklerine kadar uzanan üstü kapalı siyah bir elbise. Bugün Çarşamba olduğundan uzak görüyorum onu. Sanki dedem tabutu getiren adamları karşılamak için kalktığında, bana bir şey söyleyecekmiş gibi bir his var içimde. Annem yanımda oturuyor. Sırtı camda, güçlükle soluyor ve sürekli şapkadan çıkan saçları geri koyuyor. Dedem, adamlara tabutu yatağın yanına koymalarını söyledi. Tam o an o adamın tabutun içine girebileceğini fark ettim. Tabutu getirdiklerinde, bu kadar büyük bir yatağı kaplayan beden için fazlasıyla küçükmüş hissi uyandırmıştı bende. Beni niye getirdiklerini bilmiyorum. Bu eve hiç girmemiştim. Hatta birinin yaşadığını bile düşünmüyordum bu evde. Oldukça büyük bir ev, köşede asla açılnadığını düşündüğüm kapıları. Sürekli burada yaşayan yoktur diye düşünüyordum. Ta ki annem şimdi ‘’Bugün okula gitmeyeceksin.’’ diyene kadar. Demişti demesine ama, hiç mutlu hissedemiyordum. Çünkü sesi çekingen, bir o kadar da ciddiydi bunu söylerken. Sonra o yeşil kadife elbisemle geldi yanıma, bir şey demeden giydirdi ve dedemle buluşmak için evden çıktık. Ve burasıyla bizimki arasındaki 3 evi geçtik, işte o zaman burada birinin yaşadığını fark edebildim. Annem ‘’Doktorun cenazesinde elinden geldiğince sağduyulu olmak zorundasın.’’ dedikten sonra burada yaşayan kişinin tabutta yatan kişi olduğunu anladım.

            Cesedi girişte görmedim. Dedem kapıda birkaç adamla konuşuyordu, akabinde devam etmemiz için işaret verdi. O an odada biri olduğunu düşündüm fakat içeri girerken oda boş ve karanlıktı. Odaya ilk girdiğim andan itibaren bunaltıcı sıcak ve yoğun koku aralıklı dalgalar halinde yüzüme çarptı ve kayboldu. Annem beni karanlık odadan çekip bir köşeye, yanına oturttu. Bir yerden sonra etraftakileri ayırt etmeye başladım. Kenarlarından bağlı, çerçeve ahşapla lehimli bir pencereyi açmaya çalışan dedemi gördüm. Bastonuyla kollara vuruyordu. Bir de içi toz dolu bir çuval gördüm, her vuruşta dökülen. Ancak bitap düşen dedemin yöneldiği yere kafamı çevirince yatakta biri olduğunu görebildim. Karanlık ve hareketsiz bir adam vardı. O zaman kafamı uzak ve ciddi şekilde odanın diğer ucuna bakan anneme çevirdim. Bacaklarım yere uzanmadığından, ellerimi dizlerimin altına yerleştirip, avuçlarım koltuğa gelecek şekilde koydum ve hiçbir şey düşünmeden, annemin bana söylediği şeyi hatırlayana kadar bacaklarımı dengede tutmaya çalıştım: ‘’Doktorun cenazesinde elinden geldiğince sağduyulu olmak zorundasın.’’ O an, sırtımda bir soğuk hissetim, hemen dönüp arkama baktım fakat kuru ve çatlak ahşap duvardan başka bir şey göremedim. Sanki duvarın içinden biri fısıldıyordu: ‘’Sakın bacaklarını oynatma çünkü yataktaki adam bir doktor ve ölü.’’ Yatağa baktığımda artık uyuyan birini değil, ölüyü görüyordum.

la hojarasca La Hojarasca

            O andan itibaren, kendimi ne kadar zorlasam da biri kafamı o yöne doğru çeviriyormuş gibi hissediyordum. Her ne kadar odanın başka yerine bakmak için çaba sarf etesm den her şekilde karanlıkta sadece onları görüyordum: yerinden çıkacak bir çift göz ve ölü bir yüz. Niye kimse gelmemişti, bilmiyordum. Sadece ben, annem, dedem ve dedeme çalışan birkaç köylü oradaydık. Adamlar bir paket misket limonu getirdi ve tabutun içine boşalttı. Eğer annem dalgın olmasa, ona neden bunu yaptıklarını sorardım. Neden tabuta misket limonu döktüklerini bir türlü anlayamıyorum. Paket boşalınca adamlardan biri paketi tabutun üstünde sallanmaya devam etti. Bu sırada, pakette kalan, daha çok talaşa benzeyen son parçalar da döküldü. Ölüyü ayaklarından ve omuzlarından kaldırdılar. Üstünde geniş ve siyah bir kayışla kemerine bağlı sıradan bir pantolonu ve gri bir gömleği vardı. Sadece sol ayağında ayakkabı vardı.

Ada’nın deyimiyle, altı kaval üstü şeşhane. Ayakkabının teki yatağın öteki ucuna atılmıştı. Ceset yatakta can çekişiyor gibiydi. Tabuta girince huzuru buldu sanki. Yüzü, kavgadan çıkmışçasına diri ve canlıydı, emin ve sakin bir hale büründü. Görüntüsü yumuşadı, tabutun içinde ölüleri kabul eden bir yerde gibi hissettiriyordu. Dedem odada gezinip, birkaç eşyayı tabutun içine yerleştirdi. Anneme, bir umut neden dedemin böyle bir şey yaptığını açıklar diye bakış attım. Lakin annem o siyah elbisenin içinde çok soğukkanlı duruyor ve ölünün olduğu yere bakmamak için canla başla savaşıyordu. Ben de öyle yapmak istiyorum ama yapamıyorum. Kilitlenmiş gibi bakıyorum, inceliyorum onu. Dedem tabuta bir kitap koyup adamlarına işaret verdi. Üçü, tabutun kapağını kapattı. Ancak o zaman özgürleşip odanın başka kısımlarını incelemeye koyuldum. Sonra tekrar anneme baktım, eve geldiğimizden beri ilk defa sıcak bir gülümsemeyle karşılık verdi. Uzaklardan trenin sesini duydum. Cesedin olduğu köşeden bir gürültü geldi kulağıma. Adamlardan biri tabut kapağının bir kısmını araladı ve dedem sağ ayakkabıyı tabutun içine yerleştirdi. Son kez trenin o can alıcı sesini duydum ve aniden: ‘’Saat iki buçuk’’ dedim ve aklıma tam o saatte öğrencilerin öğleden sonraki ilk derse girmek için sıra olduğu geldi.

La hojarasca La Hojarasca

Daha Fazla İspanyolca

2013 yılında yayımlanan “Yeni Başlayanlar için Temel İspanyolca” kitabının belli bir bölümünü içeren e-kitabı bu bağlantıdan indirin.

Bu kitap üzerindeki dersleri online olarak görmek isterseniz de Udemy’in ” 2 Dakika Temel İspanyolca ” kursuna kayıt olabilirsiniz.

Bu dil hakkında merak ettiğiniz tüm sorular ve cevapları ispanyolca sayfasında.

Sosyal Medya Hesaplarımız

Google grubumuz: ispanyolcom@googlegroups.com

Telegram grubumuz: t.me/ispanyolcaceviri

Twitter: @temelispanyolca

Youtube: @temelispanyolca

Bu ispanyolca içerik işinize yaradı mı?

Oyunuzu kullanın

Ortalama Oy Sonucu 5 / 5. Oylayan Kişi Sayısı 2

İlk oyu siz kullanacaksınız. Dikkatli düşünün